1 Şubat 2022 Salı

KALEMİNİ KAYBEDEN ÖĞRETMEN

 


Öğrenciliğimde düzenli, eşyasına sahip çıkan, çalışkan bir öğrenciydim. Öğretmen olunca durum aynı devam edecek diye düşünsek de bizim elimizde olmayan koşullar, hepimizi değiştiriyor. Sanırım yirmi yıllık meslek hayatımda bu konudaki değişimim yeni başlıyor.

            Geçen seneye kadar kenarı kırık, mavi dallı işlemeli, uçlu kalemim vardı. Pandemi sürecinde öğrencilerimin çözemediği soruların çözümlerini video çekip gönderdim. “Hocam, siz bir Youtube hesabı açın.” diyenler mi desen “Çok güzel anlatıyorsunuz. Youtube’a da yükleyin.” diyenler mi… Sağ olsun çocuklarım. Ama en değişik yorum 7. sınıf öğrencilerimden gelmişti. “Hala aynı kalemi mi kullanıyorsunuz hocam?” Bu soruyu duyunca önce gülümsedim. Sonra “Evet, kenarı kırık aynı kalem.” dedim. Çocuklar ne kadar da dikkatli.

 Bu sene okul açılacak, hazırlıklar devam ederken kendime yeni bir kalem edinmeye karar verdim. Yıllardır kullandığım kenarı kırık, mavi kalemimi hüzünlü bir şarkı eşliğinde dolaba koydum.

En sevdiğim renk MAVİ. Kendime mavi, uçlu bir kalem aldım. Derslerde, evde soru çözümlerinde kurşun kalem kullanırım ben. Hep elimdedir kalemim. Deneme sınavlarında kodlama eksiği, boşluk görünce çıkarır kalemimi eksik ne varsa tamamlarım. Bazen öğrencilerimin kalemi yanında olmaz. Onlara veririm. Ama tembihlerim “Bak bu kalem sihirli. Tüm soruları çözer. Ödünç veriyorum. Dersin sonunda geri isterim.” Öğrencilerim de her defasında geri verirler.

Bu sene hayatımda ilk defa dönemin yarısına gelmeden kalemimi kaybettim. Aradım. Bir sınıfta mı bıraktım acaba? Masanın üzerinde mi kaldı? Öğretmen arkadaşlarıma sordum. “Kalemimi gören var mı?” Eşya kaybetmeye, hele hele okul malzemesi kaybetmeye hiç alışkın olmayan ben, günlerce vazgeçmeden aradım. Kalemimi bulamadım. Mavi kalemim neredeydi? Mavi uçlu kalemin yeşilini de kızıma almıştık. Mavi kalemimi bulamadığımdan bahsedince yeşil kalemini bana verdi. Rengi dışında aynıydı. Bu da güzeldi. Yine sorular çözmeye başladım. Mavi kalemi bir nebze unuttum, aman kalem değil mi sonuçta derken birinci dönemi tamamlayamadan bu kalem de kayboldu. Kendime inanamıyordum. Bir dönemde iki kalem birden kaybedilir mi? Çocuklara kızmayın anneler! Vallahi de kayboluyorlar.

Şimdilerde dolaba koyduğum kenarı kırık kalemimden özür dileyerek, onu kalemliğime koymaya niyetliyim. Ama bir farkla. Kalemimin üzerine mavi kalem ile Esen yazıp bantladım. Kalemlerimi izinsiz alan her kimse, o bandı sökemeden yakalarım haberi olsun. Benden kalem isteyin ama bana kalem kaybetme hissini yaşatmayın. Çok üzülüyorum.

    

       


 

27 Aralık 2021 Pazartesi

ÖĞRETMENDEN ÖĞRETMENİNE MEKTUP YARIŞMASI için yazılmıştır.


Sevgili Öğretmenim,

           Bu mektubu yazdığım eğitim-öğretim yılında, mesleğimin on sekizinci  yılını doldurmuş oluyorum.

      İlkokulda bana her sorulduğunda “Öğretmen olacağım.” cevabını verirdim. Şimdilerde, bu cevabı bilinçli mi veriyordum yoksa her yönüyle kendime örnek aldığım öğretmen annemin etkisiyle mi öyle diyordum diye düşünüyorum. Çünkü erken yaşta başladığım ve yaşıtlarımın daha oyuncaklarla oynarken gittiğim okulumda, ilk üç sene çok da başarılı bir öğrenci olamamıştım. İlkokul yıllarından hatırladığım, karanlık bir sınıfta ya masasında ya da tahtanın önünde duran sert öğretmen. Beş yıl boyunca her gün aynı sınıfta olduğum insanın ne yüzü ne bakışları aklımda kaldı.

      Benim en güzel okul yıllarım, sizin de hatıralarında yer aldığınız ortaokul zamanımdır. Her dersim başka renk, başka güzeldi. Öğretmenlerimin her biri ayrı değer kattı bana. Ama sizin yeriniz bambaşka. Yıllar sonra bugün gözlerimi kapattığımda kimi zaman güler yüzü ile tahta başında hatırladığım kimi zaman da yanımda defterime bakan matematik öğretmenim.

      İlkokulda komşumuzdunuz. “Teyze” demeye alışmıştım. Kızınız Ceren ile her gün oynuyor, oğlunuzun odasına gizlice girip karıştırıyorduk. Ceren yemek yesin diye bizi eve çağırır, tüm apartman çocuklarını doyururdunuz.

     Ortaokula geçince komşumuz Gönül teyzeyi sınıfta gördüm. Bazen “teyze” bazen “öğretmenim” diyordum. Hiç farklı değildiniz ki. Apartmanda, evde gördüğüm konuştuğum Gönül teyze ile sınıftaki Gönül Öğretmen her yönüyle aynıydı. Sıcak, samimi, annem gibi bir öğretmen. İlkokuldaki başarısız öğrenci olan ben; her dönem takdir belgesi alan, çalışkan ve düzenli bir çocuk olmuştum. Matematik dersinden korktuğumu, yapamazsam hissine kapıldığımı hiç hatırlamıyorum. Size rahatlıkla soru sorar, derslerimizi keyifle geçirirdik.

      Komşumuzun öğretmenim oluşu bazı zorlukları da beraberinde getirirdi. Hatırlar mısınız öğretmenim Ceren havuç suyu içsin, havuç topları yesin diye bize de hazırlardınız? Öğrencilerin öğretmenine “Hayır.” diyemediği yıllardı. Matematik öğretmenim “Havuç suyu içilecek.” deyince o koca bardak içilirdi. Bardak gerçekten büyük müydü öğretmenim?

      7. sınıflarda denklemler konusunu anlatırken sizden ve sizin evinizde içtiğim havuç sularından bahsediyorum. Denklemleri sizin gibi anlatmaya çalışıyorum öğretmenim. Sakin, sabırlı olmaya gayret ediyorum. İstiyorum ki her öğrencim matematik dersini sevsin. Matematik dersini dinlemeyen öğrencilerime yaklaşıp “Sen beni mi sevmedin yoksa?” diye soruyorum.

      Öğretmenini seven her çocuk başarılı olur değil mi Gönül Öğretmenim?

       Sizi sevgi, saygı ve özlemle kucaklıyor; ellerinizden öpüyorum.

                                                                                                        Öğrenciniz Esen  ERDAYI

                                                                                                                      24/11/2021 



                                                                                                                                                                                                                

14 Ağustos 2021 Cumartesi

BURALAR BENİM MEMLEKETİM (Hasan Ali YÜCEL Öğretmenler Arası Kısa Öykü Yarışması-2020)

 

BURALAR BENİM MEMLEKETİM

    İliklerime kadar ısındığımı, güneşi en son ne zaman hissettiğimi hatırlamıyorum. Aylardır üşüyorum. Kazaklar, hırkalar, montlar, yanan sobalar nafile. Yürürken ayaklarımın altında gıcırdayan karı duyuyorum. Hani kar sessiz sedasız yağar ya. Acısı, soğuğu sonradan yaşanır hayat gibi. Yaşarken mücadele eder, derinlerdeki yaralanmaları umursamayız. Geçti dediğimiz, duraksadığımız zamanda fark ederiz. Karın uzun süre yerde kalışı, buza dönüşmesi böyledir.

    Kars’ta yine kış mevsimi. Hiç bitmeyecek sandığımız günler yığını. Sahi yazı var mıydı bu şehrin? Olmaz olur mu? Onu da anlatacağım elbet. Gözlerimi kapattığımda çim kokusunu içime doldurduğum güzel günleri…

    Ben alışkınım aslında buraların havasına. Karda, buzda yürümek değil beni üzen. İnsanların yüzüne, kalbine işleyen soğuk. Neden gülümsemiyor sokaktaki bunca insan? Sevmeyi mi unuttunuz, diye sorasım geliyor şu yürüyen kadınla adama. Tek tek bakıyorum yüzlerine. Bazıları ile göz göze geliyoruz. Aynı coğrafyanın insanları oldukları besbelli. Sonra bir çocuk görüyorum kıpkırmızı, tombiş yanaklı. Tatlı mı tatlı. Soğuğa aldırmadan sade kazakla yürüyor önümde. Yürüyüşüne bakıyorum. Dans ediyor sanki. Gülüyor gözleri. Bu çocuk, diyorum adı ne olmalı Umut mu? Buraya ait değil sanki. Yanındaki kadın annesi besbelli. “Giy şunu.” diyor montunu uzatırken. Umut, umut olmalı senin adın. Yaz olmalı, bahar olmalı diyorum yanlarından geçip giderken.

    Ben Gülcan. On üç yaşındayım. Kendimi bildim bileli Kars’tayım. Başka şehir başka hava bilmem ben. Kış mevsiminde doluşur şehrime her yöreden her şehirden insan. O zaman anlarım bizim şehrin insanı soğuktur, serttir havası gibi şehrimizin.

    Üniversitede okumaya gelen ablalara, ağabeylere bakarım. Çok bellidir yabancı oldukları. Neşeyle gülüşürler sokakta. Kafeler, çayhaneler onlarla doludur. Müzik sesleri karışır sohbetlerine. Özenirim onlara. Bazen uzun uzun izlerim. Ne konuştuklarını dinlerim. Nerelerden geldiklerini merak ederim. Eve gelince duyduğum şehir adlarını haritada bulurum. Bazıları çok üşür bizim Kars’ta. Onların yanından yürürken üşümüyor gibi yaparım. “Ben buralıyım.” der gibi gururla. Geceleri hayaller kurarım. Başka şehirlere gidip, üniversite okumaya heveslenirim. Anam, babam seslenir o ara. Hayallerime bile karışırlar. Beni göndermezler ki ta oralara. İyi ki şehrimde okul var diye sevinirim. Okula gidip, öğretmen olmak isterim. Bizimkilere göre sadece öğretmenlik kadın işi. Öğretmen olacaksam okuyacakmışım.

    Sabahları erken kalkıp, kazları bahçeye salarım. Herkesin kazı vardır. Tüm gün ortalıkta dolaşır dururlar. Misafir gelince kaz pişiririz eriştenin üzerine. Kış geceleri uzundur. Komşuluk en güzelidir. Ben en çok Melislere gitmeyi severim. Melis çok kitap okur. Ailesi ona sürekli kitap alır. Bana da vermek ister. Ama ben okumaktan sıkılırım. Kitap okumazsam benimle arkadaş olmaz diye düşünürüm. İnce olanları seçer, resimlerine bakarım. Melis çok iyi kızdır. Kalın kitapları seyrettiğimi, almaya cesaret edemediğimi görür. Her gittiğimizde bana bir kitabı anlatır. O anlatırken zevkle dinlerim. Bunca kitabı aklında nasıl tuttuğuna şaşırırım. Akıllı kız Melis. Uzun, sarı saçları ve renkli gözleriyle bizlerden çok farklıdır. Dikkatli dinlediğimi görünce daha da uzatır hikayelerini.

    Melis, okulda da en yakın arkadaşım olsun isterim. Bu sene geldiler bizim buraya. Alışamadılar. Çok soğuk, diyor Melis. Sinema, tiyatro yokmuş. Anlamıyorum ne gerek var ki bunlara… Televizyon izliyoruz. Melis televizyon izlemeyi sevmiyormuş. Bazen onun gibi olmak istiyorum. Melis ne güzel konuşuyor. Evlerine her gittiğimde annesini inceliyorum. İncecik dudaklarına sürdüğü kırmızı rujuna bakıyorum o konuşurken. Onların evine gidince zaman ne çabuk geçiyor. Aynı şehirde yaşadığımıza inanmak gerçekten zor.

   Melis’in annesi öğretmen, babası doktor. Ben de onların kızı olsam, diyorum. Sonra aklıma anam, babam geliyor. Üzülüyorum. Utanıyorum kendimden. Onları çok seviyorum. Bizim hayatımızı düşünüyorum. Kazlarımız nasıl da kaçıyor beni görünce. Gülümsüyorum. İnsan, yaşadığı yeri kendi seçebilir mi? “Ben Gülcan. Kars’ta yaşıyorum. Burayı ben seçtim!” diye bağırmak istiyorum.

    Kışı zordur ama baharı, yazı güzeldir buraların. Birden yeşeriverir tarlalar. Çimlerin üzerine atarım kendimi. Bulutlar öyle güzel öyle beyaz, kocaman pamuk yığınları gibi gökyüzünü dolduran. Elimi uzatsam dokunacağım. O kadar yüksektir ki bizim dağlar…

    Yaz gelince Melis’i de götüreceğim tarlalara. Belki gitmez, sever buraları. Bana kitap okur bulutların altında. Ben de ona okur muyum resimli, o en incelerinden?

BOYNU BÜKÜK KARANFİL- Öğretmen Annenin Öğretmenler Günü

 


BOYNU BÜKÜK KARANFİL

     Öğretmenler, ilk öğretmenler gününü anımsar. İlk olması önemlidir. Okumuş, mezun olmuş, genç öğretmen olarak ilk kutlama. Benim anılarıma yer etmiş, o günü düşündüğümde dahi gözlerimdeki yaşları tutamadığım, hayatımın özeli dört yıl kadar önceydi.

      Sabahtan başladı kutlamalar. Beni okul kapısında gören öğrencilerim, koşarak gelip “Öğretmenler Gününüz kutlu olsun öğretmenim.” dediler. Kimi çiçek almış kimi mektup, kart yazmıştı. Duygu yüklü yazılar… Öğrencilerimi çok severim. Kendi çocuğum gibi sahiplenirim. Bazen de kızar, sanki üstüme vazifeymiş gibi, anne-baba edasıyla öğüt veririm. Tüm öğrencilerim çok çalışsın, başarılı olsun; güzel bir gelecek kursun isterim. Çalışmayana “Sen beni sevmedin mi yoksa?” derim. Çünkü bilirim ki bir çocuğun kalbine giremezsem başarı olmaz. Öğrencilerimi bu kadar düşünür ve onlar için çabalarken kendi çocuğumu ihmal ettiğim de olur. Vatanını, milletini seven; duyarlı evlat olsun isterim.

       Öğretmenler Gününde okulda ders yapılır yapılmasına da gün boyu kutlamalar devam eder. O gün bizler için keyifli geçer. Mesleğimizle gurur duyarız.

      Günün sonunda dersler bitince kutlamalar da bitmişti. Ben öyle sanıyordum. İkinci sınıfa giden kızımı okulundan almaya gitmiştim. Her zamanki gibi kapıda bekliyordu. Beni görünce arkasında sakladığı o tek karanfili gösterdi. “Öğretmenler Günün kutlu olsun anneciğim.” dedi. Bugün gibi duygulanırım o anı hatırlayınca Herkes öğretmenine, benim kızım, öğretmen annesine çiçek almıştı. Bütün gün onu sıranın altında saklamıştı. “Arkadaşlarım, öğretmene ne zaman vereceksin?  diye sorup durdu. Ben onu anneme aldım, dedim. “ diye anlatmıştı. Sıranın altında benim için saklanan, boynu bükülmüş, kırmızı karanfil hayatımın en anlamlı çiçeği oldu. Teşekkür ederim güzel çocuğum. Keşke o çiçeği öğretmenine verecek kadar kendini ona yakın hissedebilseydin. Yüreğine dokunabilseydi senin…

 

                                                                                                                       07/ 11/ 2019


3 Aralık 2018 Pazartesi

Öğretmen olmak...

         
       
     
          Ben bir okulda çalıştım. Bir yıldan biraz fazla. Ama aylarca çalıştım hatta günlerce...
Çocuklar tanıdım orada. Doğal, her halleriyle. Üstleri başlarına inat kalpleri temiz çocuklar. İki oda bir salon evde on iki kişi yaşadıklarını söylediler. Hayalini bile kuramadım bunun.
          Havanın soğuğuna aldırmadan ince bir gömlekle geldiler okula bütün kış. Yanmayan kaloriferlere ses çıkarmadılar. Kat kat giyinmesine rağmen üşüyen ve isyan eden öğretmenlerine inat oturdular sınıfta burunlarını çeke çeke.
          Ana babaları yoktu bu çocukların. Hep kardeş hep abi abla. Nasıl dünyaya geldiklerine akıl sır ermez şekilde yalnızlar. Çocuk çocuğa sahip çıktılar birbirlerine.
          Evime oldukça uzak olan bu okula, sabahın erken saatlerinde yola çıkıp giderdim. Okul yolu üzerinde öğretmen arkadaşlarımızla sözleşir, buluşur birlikte yol alırdık.Okuldaki imkansızlıklar bizi birbirimize daha da bağlamıştı. Sabah okula ilk giden çay makinesini temizler, çayı koyardı. Diğer öğretmenler gelene kadar çay hazırsa bizden mutlusu yoktu. Ders zili çalmadan içtiğimiz bir bardak çay ile ısınır, sınıflara dağılırdık.
          Dersimi çocuklar için cazip ve dinlenebilir kılmak için türlü türlü yollar düşünür, sırayla aklıma her geleni denerdim. Bir gün bir torba şeker ile girdim sınıfa. Tahtaya kalkıp, her soruyu çözen öğrencime bir tane verip sevindireceğim sözde. Konuyu anlattım. Notlar tutuldu. Öğrendiklerimizi uygulama vakti gelince, soruyu cevaplayanlara şeker vereceğimi söyledim. Çok mutlu oldular. Her parmak kaldıran öğrenciyi tahtaya kaldırdım.Doğru olarak çözüldükçe "Aferin!" diyerek bir şeker uzatıyordum. Ali de onlardan biriydi. Çok çalışıyor, derslerinde başarılı olmak için çabalıyordu. Ali soruyu çözdü. Ama şekerini almayı unuttu. "Gel Ali, şekerini al." dediğimde yanındaki öğrencinin "Alma alma, öğretmen bize dağıttığına göre adidir oğlum o!" dediğini duydum. Önce çok şaşırdım. Ne diyeceğimi bilemedim. Sonra "Hayır, ben çocuğuma da bu şekerlerden alıyorum." diyerek onları şekerin normal bir şeker olduğuna ikna etmeye çalıştım. Çocuğa, insana değer vermeyen ailelerine kızmış, o çocuklar için üzülmüştüm.
           Çok sevdim o çocukları. Diğer okullardaki çocukları kendime küstürürcesine çok sevdim. Onlardan ayrılmak mı hayat gerçeklerini değiştirememek mi daha çok acıtan kalbimi bilemedim.




*Bu yazı ile Çorlu İlçe Genelinde Öğretmen Konulu Anı Yarışması'nda 2. oldum.
                                                                                                       24 Kasım 2018, Çorlu



25 Temmuz 2017 Salı

Öğretmenlik Dışındaki Meslekler

   Bütün kışım idealist bir öğretmen rolünde geçti. Hayatımın depremini yaşadım/yaşadık. Nasıl bir meslek aşkı ki bendeki, bana mısın demedi. Soru, sorun çözmeye devam ettim. Ne de olsa matematikçiyiz.
   Kışı idealist geçirdim dedim kendimce ama..Onu öğrencilere ve velilerime sormak gerek aslında. Mükemmel olamadığım açık... Yıl sonunda öz değerlendirme  yaptım. Kendime on üzerinden sekiz verdim. O çocuğa daha sıcak bakabilirdim. Velilerim gece gece aradığında telefonu açmalıydım. Hafta sonu da öğretmenlik hizmeti devam etmeliydi.
    Yaz tatili geldi. Aylarca tatil yaptığımız mükemmel tatilimiz. Çoğu arkadaşım tatilini doya doya yaşıyor. Oh sefanız olsun.. Gezin, tozun.. Aman bu memleketin derdi tasası sizi mi aldı? Kim ölmüş kim kalmış? İşsiz mi kalmış insancıklar? Geçim mi zormuş? Yine mi terör? Boş verin siz bunları. En güzelinden, en has olanından çekin fotoğraflarınızı evde olanlar da çatlasın..
    Biz öğretmenler sevilmeyiz ya..Bütün kış veliler evde öğretmen çekiştirir. Ben yaz tatilimi başka mesleklerdeki insanları incelemeye adadım arkadaş. Bakalım siz nasılsınız?İlk olarak İstanbul'da bir postaneye gittim. Öğle tatili saati..Değerli postane çalışanı indirmiş kepenkleri, sanki kendi dükkanı.. Saat 13.30 olmuş açan yok. Kapıda kuyruk... Millet söylenmeye başladı tabi.Zaten sadece söylenmeyi biliyoruz biz. Sonra birinin aklına kepenklere vurmak geldi. İçeri de mi acaba? Bir iki dakika içinde açıldı. Sürpriz... Kızgınlığımızı arkamıza sakladık. Bizden daha sinirli bir adam karşıladı bizi.. Bırak söylenmeyi, soru sormaya çekindik.
      Ertesi gün markete gittim. Alışveriş sonrası kasada bekliyoruz. Kasiyer genç bir çocuk. Artistlik yapacak aklı sıra hızlı hızlı geçirdiği aldığım ürünleri, kartımı elime vereceğine yere attı. Olur insanlık halidir dedim önce. Çocuğun özür dilemeyişi ve pişkin tavrı tepemi  attırdı. Malum meslek hastalığı bizimki.. Genç çocuğun yüzüne bakarak kızgınlığımı belirttim.
     Beşiktaş'tan geçerken kızıma midye dolma alalım dedik. Kapıdaki adam bizi kalabalık görünce sevindi tabi.. Ama siparişi duyunca yüzünden düşen bin parça.. Ne yapalım amca, ben bu tada bir türlü alışmadım. Denedim her türlüsünü kokoreçten, midye dolmaya, midye tavaya kadar..Yok gitmiyor boğazdan. Ben ne yapayım ama şimdi sen niye bizi geldiğimiz gibi yolcu etmiyorsun ki..
      Bir gün bankaya gittik. Yazın İstanbul gibi banka da boş. Sevindik hem de nasıl. Yine de adet olmuş numaratörden numara aldık. Kimse yok ya bankoya gittik bekliyoruz. Bankadaki görevli geri çekilin, oturun demez mi? Ciddi mi bu adam şaka mı yapıyor diye düşünürken, ciddiyeti karşısında şaşkınlığımızı saklayamadık.

     
Aşiyan'da Tevfik Fikret'in Evi'ne gittik. Çok güzel bir müzeye dönüştürülmüş. Tevfik Fikret'e hayran kaldım o evi gezdikten sonra,
bi de Aşiyan'a. Müzedeki görevli içeriye girenlere galoş veriyor. Kulaklığı yanında olanlara, müzenin mükemmel bir tanıtımının yüklendiği cihazı uzatıyor. Benim dışımda kimse cihazı alamadı. Görevli cihazı nasıl kullanacağımızı tarif etti. Kulaklığı takmaya çalışırken sesini açın, kulaklık takmanıza gerek yok demesin mi? Bizim dışımızdakiler evi şöyle bir gezip çıkarken; bizim Tevfik Fikret şiirleri ile birlikte gezip, Tevfik Fikret'in özel yaşamı  hakkında da bilgi edinişimiz günümüzü renklendirdi. O insancıklar bazen bizimle gezip duymaya çalıştılar bu odada ne varmış, bu eve niye "Aşiyan" demiş bu adamcağız acaba?
       Tatilimde bu gözlemlerimi yaptıktan sonra öz değerlendirmemi tekrar yapma kararı aldım. Kendime on üzerinden on beş veriyorum. Var mı itirazı olan?
                                                                                             #esence...
     
     

KALEMİNİ KAYBEDEN ÖĞRETMEN

  Öğrenciliğimde düzenli, eşyasına sahip çıkan, çalışkan bir öğrenciydim. Öğretmen olunca durum aynı devam edecek diye düşünsek de bizim e...