14 Ağustos 2021 Cumartesi

BURALAR BENİM MEMLEKETİM (Hasan Ali YÜCEL Öğretmenler Arası Kısa Öykü Yarışması-2020)

 

BURALAR BENİM MEMLEKETİM

    İliklerime kadar ısındığımı, güneşi en son ne zaman hissettiğimi hatırlamıyorum. Aylardır üşüyorum. Kazaklar, hırkalar, montlar, yanan sobalar nafile. Yürürken ayaklarımın altında gıcırdayan karı duyuyorum. Hani kar sessiz sedasız yağar ya. Acısı, soğuğu sonradan yaşanır hayat gibi. Yaşarken mücadele eder, derinlerdeki yaralanmaları umursamayız. Geçti dediğimiz, duraksadığımız zamanda fark ederiz. Karın uzun süre yerde kalışı, buza dönüşmesi böyledir.

    Kars’ta yine kış mevsimi. Hiç bitmeyecek sandığımız günler yığını. Sahi yazı var mıydı bu şehrin? Olmaz olur mu? Onu da anlatacağım elbet. Gözlerimi kapattığımda çim kokusunu içime doldurduğum güzel günleri…

    Ben alışkınım aslında buraların havasına. Karda, buzda yürümek değil beni üzen. İnsanların yüzüne, kalbine işleyen soğuk. Neden gülümsemiyor sokaktaki bunca insan? Sevmeyi mi unuttunuz, diye sorasım geliyor şu yürüyen kadınla adama. Tek tek bakıyorum yüzlerine. Bazıları ile göz göze geliyoruz. Aynı coğrafyanın insanları oldukları besbelli. Sonra bir çocuk görüyorum kıpkırmızı, tombiş yanaklı. Tatlı mı tatlı. Soğuğa aldırmadan sade kazakla yürüyor önümde. Yürüyüşüne bakıyorum. Dans ediyor sanki. Gülüyor gözleri. Bu çocuk, diyorum adı ne olmalı Umut mu? Buraya ait değil sanki. Yanındaki kadın annesi besbelli. “Giy şunu.” diyor montunu uzatırken. Umut, umut olmalı senin adın. Yaz olmalı, bahar olmalı diyorum yanlarından geçip giderken.

    Ben Gülcan. On üç yaşındayım. Kendimi bildim bileli Kars’tayım. Başka şehir başka hava bilmem ben. Kış mevsiminde doluşur şehrime her yöreden her şehirden insan. O zaman anlarım bizim şehrin insanı soğuktur, serttir havası gibi şehrimizin.

    Üniversitede okumaya gelen ablalara, ağabeylere bakarım. Çok bellidir yabancı oldukları. Neşeyle gülüşürler sokakta. Kafeler, çayhaneler onlarla doludur. Müzik sesleri karışır sohbetlerine. Özenirim onlara. Bazen uzun uzun izlerim. Ne konuştuklarını dinlerim. Nerelerden geldiklerini merak ederim. Eve gelince duyduğum şehir adlarını haritada bulurum. Bazıları çok üşür bizim Kars’ta. Onların yanından yürürken üşümüyor gibi yaparım. “Ben buralıyım.” der gibi gururla. Geceleri hayaller kurarım. Başka şehirlere gidip, üniversite okumaya heveslenirim. Anam, babam seslenir o ara. Hayallerime bile karışırlar. Beni göndermezler ki ta oralara. İyi ki şehrimde okul var diye sevinirim. Okula gidip, öğretmen olmak isterim. Bizimkilere göre sadece öğretmenlik kadın işi. Öğretmen olacaksam okuyacakmışım.

    Sabahları erken kalkıp, kazları bahçeye salarım. Herkesin kazı vardır. Tüm gün ortalıkta dolaşır dururlar. Misafir gelince kaz pişiririz eriştenin üzerine. Kış geceleri uzundur. Komşuluk en güzelidir. Ben en çok Melislere gitmeyi severim. Melis çok kitap okur. Ailesi ona sürekli kitap alır. Bana da vermek ister. Ama ben okumaktan sıkılırım. Kitap okumazsam benimle arkadaş olmaz diye düşünürüm. İnce olanları seçer, resimlerine bakarım. Melis çok iyi kızdır. Kalın kitapları seyrettiğimi, almaya cesaret edemediğimi görür. Her gittiğimizde bana bir kitabı anlatır. O anlatırken zevkle dinlerim. Bunca kitabı aklında nasıl tuttuğuna şaşırırım. Akıllı kız Melis. Uzun, sarı saçları ve renkli gözleriyle bizlerden çok farklıdır. Dikkatli dinlediğimi görünce daha da uzatır hikayelerini.

    Melis, okulda da en yakın arkadaşım olsun isterim. Bu sene geldiler bizim buraya. Alışamadılar. Çok soğuk, diyor Melis. Sinema, tiyatro yokmuş. Anlamıyorum ne gerek var ki bunlara… Televizyon izliyoruz. Melis televizyon izlemeyi sevmiyormuş. Bazen onun gibi olmak istiyorum. Melis ne güzel konuşuyor. Evlerine her gittiğimde annesini inceliyorum. İncecik dudaklarına sürdüğü kırmızı rujuna bakıyorum o konuşurken. Onların evine gidince zaman ne çabuk geçiyor. Aynı şehirde yaşadığımıza inanmak gerçekten zor.

   Melis’in annesi öğretmen, babası doktor. Ben de onların kızı olsam, diyorum. Sonra aklıma anam, babam geliyor. Üzülüyorum. Utanıyorum kendimden. Onları çok seviyorum. Bizim hayatımızı düşünüyorum. Kazlarımız nasıl da kaçıyor beni görünce. Gülümsüyorum. İnsan, yaşadığı yeri kendi seçebilir mi? “Ben Gülcan. Kars’ta yaşıyorum. Burayı ben seçtim!” diye bağırmak istiyorum.

    Kışı zordur ama baharı, yazı güzeldir buraların. Birden yeşeriverir tarlalar. Çimlerin üzerine atarım kendimi. Bulutlar öyle güzel öyle beyaz, kocaman pamuk yığınları gibi gökyüzünü dolduran. Elimi uzatsam dokunacağım. O kadar yüksektir ki bizim dağlar…

    Yaz gelince Melis’i de götüreceğim tarlalara. Belki gitmez, sever buraları. Bana kitap okur bulutların altında. Ben de ona okur muyum resimli, o en incelerinden?

BOYNU BÜKÜK KARANFİL- Öğretmen Annenin Öğretmenler Günü

 


BOYNU BÜKÜK KARANFİL

     Öğretmenler, ilk öğretmenler gününü anımsar. İlk olması önemlidir. Okumuş, mezun olmuş, genç öğretmen olarak ilk kutlama. Benim anılarıma yer etmiş, o günü düşündüğümde dahi gözlerimdeki yaşları tutamadığım, hayatımın özeli dört yıl kadar önceydi.

      Sabahtan başladı kutlamalar. Beni okul kapısında gören öğrencilerim, koşarak gelip “Öğretmenler Gününüz kutlu olsun öğretmenim.” dediler. Kimi çiçek almış kimi mektup, kart yazmıştı. Duygu yüklü yazılar… Öğrencilerimi çok severim. Kendi çocuğum gibi sahiplenirim. Bazen de kızar, sanki üstüme vazifeymiş gibi, anne-baba edasıyla öğüt veririm. Tüm öğrencilerim çok çalışsın, başarılı olsun; güzel bir gelecek kursun isterim. Çalışmayana “Sen beni sevmedin mi yoksa?” derim. Çünkü bilirim ki bir çocuğun kalbine giremezsem başarı olmaz. Öğrencilerimi bu kadar düşünür ve onlar için çabalarken kendi çocuğumu ihmal ettiğim de olur. Vatanını, milletini seven; duyarlı evlat olsun isterim.

       Öğretmenler Gününde okulda ders yapılır yapılmasına da gün boyu kutlamalar devam eder. O gün bizler için keyifli geçer. Mesleğimizle gurur duyarız.

      Günün sonunda dersler bitince kutlamalar da bitmişti. Ben öyle sanıyordum. İkinci sınıfa giden kızımı okulundan almaya gitmiştim. Her zamanki gibi kapıda bekliyordu. Beni görünce arkasında sakladığı o tek karanfili gösterdi. “Öğretmenler Günün kutlu olsun anneciğim.” dedi. Bugün gibi duygulanırım o anı hatırlayınca Herkes öğretmenine, benim kızım, öğretmen annesine çiçek almıştı. Bütün gün onu sıranın altında saklamıştı. “Arkadaşlarım, öğretmene ne zaman vereceksin?  diye sorup durdu. Ben onu anneme aldım, dedim. “ diye anlatmıştı. Sıranın altında benim için saklanan, boynu bükülmüş, kırmızı karanfil hayatımın en anlamlı çiçeği oldu. Teşekkür ederim güzel çocuğum. Keşke o çiçeği öğretmenine verecek kadar kendini ona yakın hissedebilseydin. Yüreğine dokunabilseydi senin…

 

                                                                                                                       07/ 11/ 2019


KALEMİNİ KAYBEDEN ÖĞRETMEN

  Öğrenciliğimde düzenli, eşyasına sahip çıkan, çalışkan bir öğrenciydim. Öğretmen olunca durum aynı devam edecek diye düşünsek de bizim e...