BURALAR BENİM MEMLEKETİM
İliklerime
kadar ısındığımı, güneşi en son ne zaman hissettiğimi hatırlamıyorum. Aylardır
üşüyorum. Kazaklar, hırkalar, montlar, yanan sobalar nafile. Yürürken
ayaklarımın altında gıcırdayan karı duyuyorum. Hani kar sessiz sedasız yağar
ya. Acısı, soğuğu sonradan yaşanır hayat gibi. Yaşarken mücadele eder,
derinlerdeki yaralanmaları umursamayız. Geçti dediğimiz, duraksadığımız zamanda
fark ederiz. Karın uzun süre yerde kalışı, buza dönüşmesi böyledir.
Kars’ta
yine kış mevsimi. Hiç bitmeyecek sandığımız günler yığını. Sahi yazı var mıydı
bu şehrin? Olmaz olur mu? Onu da anlatacağım elbet. Gözlerimi kapattığımda çim
kokusunu içime doldurduğum güzel günleri…
Ben
alışkınım aslında buraların havasına. Karda, buzda yürümek değil beni üzen.
İnsanların yüzüne, kalbine işleyen soğuk. Neden gülümsemiyor sokaktaki bunca
insan? Sevmeyi mi unuttunuz, diye sorasım geliyor şu yürüyen kadınla adama. Tek
tek bakıyorum yüzlerine. Bazıları ile göz göze geliyoruz. Aynı coğrafyanın
insanları oldukları besbelli. Sonra bir çocuk görüyorum kıpkırmızı, tombiş
yanaklı. Tatlı mı tatlı. Soğuğa aldırmadan sade kazakla yürüyor önümde. Yürüyüşüne
bakıyorum. Dans ediyor sanki. Gülüyor gözleri. Bu çocuk, diyorum adı ne olmalı
Umut mu? Buraya ait değil sanki. Yanındaki kadın annesi besbelli. “Giy şunu.”
diyor montunu uzatırken. Umut, umut olmalı senin adın. Yaz olmalı, bahar olmalı
diyorum yanlarından geçip giderken.
Ben
Gülcan. On üç yaşındayım. Kendimi bildim bileli Kars’tayım. Başka şehir başka
hava bilmem ben. Kış mevsiminde doluşur şehrime her yöreden her şehirden insan.
O zaman anlarım bizim şehrin insanı soğuktur, serttir havası gibi şehrimizin.
Üniversitede
okumaya gelen ablalara, ağabeylere bakarım. Çok bellidir yabancı oldukları.
Neşeyle gülüşürler sokakta. Kafeler, çayhaneler onlarla doludur. Müzik sesleri
karışır sohbetlerine. Özenirim onlara. Bazen uzun uzun izlerim. Ne
konuştuklarını dinlerim. Nerelerden geldiklerini merak ederim. Eve gelince
duyduğum şehir adlarını haritada bulurum. Bazıları çok üşür bizim Kars’ta. Onların
yanından yürürken üşümüyor gibi yaparım. “Ben buralıyım.” der gibi gururla.
Geceleri hayaller kurarım. Başka şehirlere gidip, üniversite okumaya
heveslenirim. Anam, babam seslenir o ara. Hayallerime bile karışırlar. Beni
göndermezler ki ta oralara. İyi ki şehrimde okul var diye sevinirim. Okula
gidip, öğretmen olmak isterim. Bizimkilere göre sadece öğretmenlik kadın işi. Öğretmen
olacaksam okuyacakmışım.
Sabahları
erken kalkıp, kazları bahçeye salarım. Herkesin kazı vardır. Tüm gün ortalıkta
dolaşır dururlar. Misafir gelince kaz pişiririz eriştenin üzerine. Kış geceleri
uzundur. Komşuluk en güzelidir. Ben en çok Melislere gitmeyi severim. Melis çok
kitap okur. Ailesi ona sürekli kitap alır. Bana da vermek ister. Ama ben
okumaktan sıkılırım. Kitap okumazsam benimle arkadaş olmaz diye düşünürüm. İnce
olanları seçer, resimlerine bakarım. Melis çok iyi kızdır. Kalın kitapları
seyrettiğimi, almaya cesaret edemediğimi görür. Her gittiğimizde bana bir
kitabı anlatır. O anlatırken zevkle dinlerim. Bunca kitabı aklında nasıl tuttuğuna
şaşırırım. Akıllı kız Melis. Uzun, sarı saçları ve renkli gözleriyle bizlerden
çok farklıdır. Dikkatli dinlediğimi görünce daha da uzatır hikayelerini.
Melis,
okulda da en yakın arkadaşım olsun isterim. Bu sene geldiler bizim buraya. Alışamadılar.
Çok soğuk, diyor Melis. Sinema, tiyatro yokmuş. Anlamıyorum ne gerek var ki
bunlara… Televizyon izliyoruz. Melis televizyon izlemeyi sevmiyormuş. Bazen
onun gibi olmak istiyorum. Melis ne güzel konuşuyor. Evlerine her gittiğimde
annesini inceliyorum. İncecik dudaklarına sürdüğü kırmızı rujuna bakıyorum o
konuşurken. Onların evine gidince zaman ne çabuk geçiyor. Aynı şehirde
yaşadığımıza inanmak gerçekten zor.
Melis’in annesi öğretmen, babası doktor. Ben
de onların kızı olsam, diyorum. Sonra aklıma anam, babam geliyor. Üzülüyorum.
Utanıyorum kendimden. Onları çok seviyorum. Bizim hayatımızı düşünüyorum.
Kazlarımız nasıl da kaçıyor beni görünce. Gülümsüyorum. İnsan, yaşadığı yeri
kendi seçebilir mi? “Ben Gülcan. Kars’ta yaşıyorum. Burayı ben seçtim!” diye
bağırmak istiyorum.
Kışı zordur ama baharı, yazı güzeldir
buraların. Birden yeşeriverir tarlalar. Çimlerin üzerine atarım kendimi.
Bulutlar öyle güzel öyle beyaz, kocaman pamuk yığınları gibi gökyüzünü
dolduran. Elimi uzatsam dokunacağım. O kadar yüksektir ki bizim dağlar…
Yaz gelince Melis’i de götüreceğim
tarlalara. Belki gitmez, sever buraları. Bana kitap okur bulutların altında.
Ben de ona okur muyum resimli, o en incelerinden?
